13/3/2009 · Kategori: Hayatin Icinden

İslamiyet “Vasat’ı”,”Orta Yolu” Ta

life_saver_by_gilad

Hayatta bazen insan olarak aşırılıklara kaçıverebiliyoruz nefsimizin telkiniyle…O zaman kulağımıza küpe olsun diye bu konudaki ayet ve hadisleri derlenmiş olarak sunmak istedim…

Dünya ile ahiretini birlikte yürütebilen kişi, orta yolda gidenlerdendir. Dünya işlerinde de, orta yol üzere bulunmak, kişinin izzet ve şerefini arttırır.

İslamiyet, aşırılıklardan uzak vasat [orta] bir dindir. Bir âyet-i kerime meali:
(Sizi vasat bir ümmet kıldık.) [Bakara 143]

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İfrat ve tefritten uzak durun.) [Buhari]

(Aşırı giden helak olur.) [Müslim]

(Hayr-ül-ümûr evsâtuhâ = İşlerin en iyisi vasat olanıdır.) [Deylemi, Beyheki]

(Her işte ifrat ve tefritten uzak dur, vasatını tercih et. Çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır.) [Beyheki]

(Zenginlikte ve fakirlikte orta yolu güzel tutmayan, kullukta da orta yolu güzelce tutamaz.) [Bezzar]

(Doğru yolda olun, orta yolu tutun.) [Buhari]

(Her hususta orta yolu tutmak, peygamberliğin yirmi beşte bir parçasıdır.) [Tirmizi]

(Orta yolu tutun, istikâmetten ayrılmayın.) [Müslim]

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

11/3/2009 · Kategori: Hayatin Icinden

Mevlanadan ‘nefis’ üzerine derlemeler

nefs___long_way_inside_dervis_by_themeczup

Şeytan ve nefis, insanın Allah katında mertebe kazanması için hem engeldirler, hem de vesile. Bunu, Mevlâna’nın şu veciz ifadesinde şöyle görmekteyiz:

“Su, geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürür.” (1) Yani insan nefis ve şeytana hâkim olsa derecesi artar, sahil-i selamete ulaşır. Fakat, o iki düşmana mahkum olursa, ilerleyemez, batar.

Bazıları, görmediğini bahane ederek şeytanı inkara kalkışır. Mevlâna, böylelerine der: “Şeytanı görmedinse kendini gör!” (2) Çünkü, şeytan bir cesedle görülseydi, herhalde o inkarcılar gibi görülecekti. Nitekim, Nas Sûresinin son ayeti, “Hannas” olan şeytanın hem cinlerden, hem de insanlardan olduğunu dikkat çeker. “Hannas, kirpi gibi kah başını çıkaran, kâh büzülen anlamındadır. Şeytanın kalbe saldırması buna benzemektedir.” (3)

“Şeytan, insanları aldatmak için Cenab-ı Haktan bir takım tuzaklar ister. Kendisine altın, gümüş, at, yiyecek-içecek, elbise, şarap ve çalgı gibi şeyler verilir. Bunlardan o derece hoşlanmaz. Fakat kadın da verilince, şeytan sevincinden ellerini çırpıp oynamaya başlar.” (4)

Üstteki ifadeler “İnsanlara, kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, salma atlar, sağmal hayvanlar ve ekinlere karşı şehevat süslü kılındı” (Al-i İmran suresi, 14) ayetinin bir cihetle tefsîridir. Yani, insan bunlara karşı son derece düşkün bir tabiatta yaratılmıştır. İnsanın en çetin imtihanları, bunlarla olmaktadır.

Şeytan, kendisine verilen imkanlarla insanları avlamaya çalışır. “O, kuşu aldatıp tutmak için ıslık çalan avcıya benzer. Kuş gibi öter. Kuş, hemcinsi zannederek, havadan iner, tuzağa tutulur.” (5)

“Dünyada yüzbinlerce tuzak ve dane vardır. Biz ise, aç ve harîs kuşlar gibiyiz” (6)

Bu durumda kurtuluşumuz, ancak Allah’a iltica ve Onun gösterdiği yoldan gitmekledir.
Nefis ise, şeytanın insandaki sözcüsü durumundadır. Nefis, şeytandan gelen telkinlere hassas bir alıcıdır.
Mevlanâ’nın sözleri doğrultusunda, nefse şu şekilde bakabiliriz:
Nefis, bütün kötülüklerin anasıdır. Mevlâna, bunu şöyle bir temsille anlatır:
“Biri annesini öldürür. ‘Niye anneni öldürdün?’ derler. ‘Zina yapıyordu’ cevabını verir. ‘Anneni öldüreceğine adamı öldürseydin’ dediklerinde şöyle der: ‘Her gün bir adam mı öldürmeliydim?’

“Ey insan! O kötü tabiatlı ana senin nefsindir ki, onun fesadı her tarafa yayılmıştır…” (7)
“Nefis bir sihirbazdır. Onun vesveselerinde gizli bir sihir vardır.” (8)
“Nefis, bir ejderhadır.” (9) “Firavunda olan sende de vardır. Lakin, senin ejderhan kuyuda mahpustur.” (9) Yani, her insanda Firavun olabilecek bir kabiliyet vardır. Nefis ejderhası serbest bırakılsa ve her istediği verilse, o insan bir Firavun olur. Bu cihetten baktığımızda Firavun, nefsin müşahhas bir örneğidir.

“Nefis, bir puttur. Öyle ki, diğer putlar da bu puttan doğmuşlardır.” (10) Put kırmak çok kolaydır. Lakin, nefsi kolay bir şey zannetmek büyük cehalettir. Nefsin suretini görmek istiyorsan yedi kapılı cehennem tarifini oku. (11) Yani, Cenab-ı Hak tarafından cehenneme “Artık doldun mu?” denildiğinde, cehennem “daha yok mu?” (Kaf suresi, 30) diyeceği gibi; doymama ve dolmama noktasında nefis, cehennem gibidir. Nefsin sadece hırsına bakmakla bile, bunu kolayca anlayabiliriz.

Nefis, bir hilekârdır. “Nefsin her nefeste bir mekri vardır ki, o mekirlerin her biri yüzünden yüzlerce Firavun ve yüzlerce askerleri gark olmuşlardır.” (12)

“Nefis, Mecnun’un devesi gibidir. Mecnun, devesini Leyla tarafına sürer. Fakat, gaflet ederse, deve onu kendi yavrusu tarafına geri döndürür.” (13) Akıl dahi nefsi Mevla’ya yöneltirken, eğer gafil davransa, nefis hemen süflî şeylere onu sevk eder.

Bu mahiyetteki nefis, eğer dizginine sahip olunsa, insanın en büyük yardımcılarından biri olur. Şüphesiz bu, o kadar kolay bir şey değildir. Fakat zor da olsa, böyle bir terbiye mutlaka yapılmalıdır.

Nefse hâkimiyetin temel esaslarından biri, onu aç bırakmaktır. Şöyle rivayet edilir ki, “Cenab-ı Hak, kendi nurundan aklı yarattı. Sonra ona ‘gel’ dedi. O da geldi. ‘Git’ dedi, o da gitti. ‘Sen kimsin, ben kimim?’ diye sordu. Akıl, ‘Sen, benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben ise senin aciz kulunum’ dedi. Cenab-ı Hak buyurdu: Ey akıl, senden daha azîz bir mahluk yaratmadım.

“Sonra, ateşten nefsi yarattı. Ona ‘gel’ dedi. Nefis icabet etmedi. Cenab-ı Hak, ‘Ben kimim, sen kimsin?’ dedi. Nefis, ‘Ben benim, sen sensin’ cevabını verdi. Cenab-ı Hak onu ateşe attı, azab verdi. Yine sordu. Nefis yine ‘Ben benim, sen de sen’ dedi. Cenab-ı Hak, bu defa nefsi, aç bıraktı. ‘Ben kimim, sen kimsin’ diye sorduğunda nefis ‘Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben de senin aciz kulunum’ cevabını verdi.” (14)

Tasavvuf dilinde nefsin açlıkla terbiyesine “Riyazet” denir. Nefsini lezzetli yemeklerle şımartan ve onu azılı bir at haline getirenlerin manen perişan halleri, bu nevî riyazetin önemini göstermeye yeterlidir.

Riyazet ve benzeri nefisle mücadele yollarını, Mevlâna şöyle değerlendirir:
“Bir evin temelini atacakları vakit, evvelki binayı yıkarlar.
“Yerin dibinden başlangıçta çamur çıkarırlar (yani kuyu kazarlar. Fakat sonunda oradan tatlı suya ulaşırlar.
“Çocuklar, işin sırrını bilmedikleri için, kan aldırmaktan korkarlar ve hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Çocuğun babası ise, hacamatçıya para verir ve kan çıkaran neştere iltifat eder.

“Bir hamal, ağır yük altında koşup gider. Hatta o ağır yükü başkalarının elinden kapar.” (15)
“Hükümdar kaleyi tahrip ederek kafirden alır. Sonra onu tamir ederek, yüzlerce burç ve sed ilave eder.” (16)

Bütün bu misaller, nefisle mücadelenin hikmetini ve neticesini göstermektedir. “Ham nohutun pişmesi için, kaynar suya atılması lazımdır.” (17) Zaten, Cenab-ı Hak, nefisle mücadele etmemiz için, bizi devamlı bir halden başka hale çevirmekte, bela ve musibetlerle denemektedir. “Allah’ın rahmeti gadabını ve kahrını geçmiştir. Ondan dolayı, bir kimseyi belalara uğratması rahmetindendir.” (18)

“Zahmetlerde rahmet vardır” meşhur bir sözdür. Nefisle yapılan mücadele zahmetinde de elbette büyük rahmetler olacaktır. Mesela, “Ekin eken kimsenin vakıa ambarı boşalır, ama tarlası iyileşir. Tohumu ambarda saklayıp stok edenin ise, buğdayını hadisat bitkileriyle fareler yer.” (19)

İnsan, nefsi ve cibillliyeti itibariyle peşin lezzetlere mübteladır. “Onlar, dünya hayatını ahirete tercîh ederler” (İbrahim suresi, 3) ayetinin ifade ettiği gibi, “varsa da yoksa da dünya” der. Bu, “kırılmaya mahkum cam şişelerini, baki elmaslara tercîh etmek” (20) gibi bir divaneliktir. Mevlâna, insanın bu gafletini şöyle belirtir:
“Çocuk gibi her an elindeki inciyi satıp, yerine ceviz almaktasın.” (21)
Şu temsil de, aynı mânâyı takviye eder: “Horozun biri çöplükte eşinirken bir inci bulmuş. ‘Keşke buna bedel bir arpa tanesi bulsaydım’ demiş.” (22)

İnsanoğlu, bir yandan sevap kazanırken, diğer yandan da günahlara dalar. Mevlâna şöyle der: “Fare, ambarımızı delmiş. Onun hîlesinden ambarımız harab olmuştur. Ey can! Evvela, farenin def’i çaresine bak, sonra buğday toplamaya çalış.” (23) Yani, günahlardan uzak kalmak, sevabı işlemekten önce gelir. Özellikle, günahların her tarafı istila ettiği günümüzde, bu daha da önem kazanmaktadır.

Kıyamet kopup hesap zamanı geldiğinde, kimin ne yaptığı ortaya çıkacaktır. O gün, günahtan kaçınanlar sevinecekler, günahlara dalanlar ise kıvranacaklar. Mevlâna bunu şöyle anlatır:

“Dünyadaki halimiz, denize inci niyetiyle dalan dalgıçlara benzer. Herbiri cevher ve inci ümidiyle eline ne geçerse torbasına doldurur. Dışarı çıktıklarında kimin inci, kimin boncuk veya taş topladığı ortaya çıkar. İşte, mahşer günü buna benzer.” (24)

Cenab-ı Hak, o günü şöyle anlatır: “O gün herkes, iyilik ve kötülükten yaptığı herşeyi karşısında hazır bulur.”(Âl-i İmran suresi, 30)

Hazırlayan; Şadi eren

Kaynaklar:

1. Mevlana, I, 76.
2. Mevlana, V, 1517.
3. Mevlana, XI, 1056.
4. Mevlana, XIV, 265-271.
5. Mevlana, I, 231.
6. Mevlana, I, 256.
7. Mevlâna, VI, 260 - 262
8. Mevlana, XI, 1059-1060.
9. Mevlana, IX, 268.
10. Mevlana, IX, 244.
11. Mevlana, II, 458.
12. Mevlana, II, 462-463.
13. Mevlana, II, 464.
14. Mevlana, XII, 401.
15. Mevlana, XI, 832-833.
16. Mevlana, VII, 585.
17. Mevlana, I, 228.
18. Mevlana, XI, 1081-1082.
19. Mevlana, A. y.
20. Mevlana, IV, 1093-1094.
21. Nursî, Kastamonu Lahikası, Envar Neş. İst. 1988, s 104.
22. Mevlana, VI, 274 (İzbudak).
23. Tahiru’l-Mevlevî, VII, 473.
24. Mevlana, I, 257-258.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

8/3/2009 · Kategori: Hayatin Icinden

Ruhat Mengi’den açıklama geldi.

Ruhat Mengi‘nin Vatan Gazetesi’nde bugün(13/03/2009) makalesinde, Hıncal Uluç’a gönderme var.Ne söylediği ile hiç ilgilenmeden o yazısından ilginç bir tespitini sizlerle paylaşmak istedim…

Hıncal Uluç’un Vatan Gazetesini eleştirdiği yazısından bahsettiği bu yazısında,hiçbir şeyden haberi olmayan genç bir gazeteci kızımızı andıran yorumuyla Ruhat Mengi aynen şunları söylüyor:

“Sabah Gazetesi yazarı Hıncal Uluç arkadaşımız, VATAN yazarı Mehmet Tezkan’ın bir yazısına kızarak VATAN’a ve bu gazeteyi kurmak üzere SABAH’tan ayrılan yazarlara veryansın etmiş.

Edebilir tabii, “sözüm ona demokratik” bir ülkenin “sözüm ona demokratik” insanları olarak herkesin her şeyi söyleme hakkı var. Küfür, hakaret, doğru, yalan her şey yazılıyor, söyleniyor nasılsa, ölçü-ilke vs. hak getire!”

Nasıl bir cümle ama..İşte objektif basın ilkesi.

Kendisi sözüm ona demokratik medya kuruluşunda herşeyi olduğu gibi söyleme hakkını sonuna kadar kullanırken,özellikle iktidar aleyhine,birileri bu hakkı kullanınca “ağzı olan konuşuyor” muamelesine düşürüyor karşısındakini…

Söylemek lazım bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Ruhat Mengi!

Anlayana tabiki:)

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!