16/3/2009 · Kategori: Deneme - Yazilar_im_

Yönlendirenin Allah ise korkmana gerek var mı?

Birds

Yönlendireni Allah ise gideceği istikametin insan için ne önemi olabilirki….

Evet bu yazımda güncel gündemden sıyrılıp insanın içine tutmayı istediğim aynayı…Sizce de öyle değil midir sevgili dostlar?Gittiğiniz yola sizi yönelten güç,sizin için herşeyi planladığı inancıyla yola çıkınca önünüzdeki engeller ne kadar da kolaylaşır.Durup dururken bunu düşünmedim.Bir olay beni böyle düşünmeye yöneltti.Herşeyde bir imzasını dikkatlice bakınca bulabileceğimiz Mutlak Güç,bize kendisinin var olduğunu türlü türlü olaylar,durumlarla ispatlamıyor mu?Ayrıca bu konuda bize Kur’an-ı Kerim yardımıyla mesajlar da vermiyor mu?Birçok surede Allah kendisinin varlığına delil olarak bir takım işaretler vermektedir insanın düşünen yanını harekete geçirmek adına…İşte onlardan bir kaçı:

Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.(Bakara Suresi,164)

Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakkı idrak ederse kendi yararına, kim de (hakkın karşısında) körlük ederse kendi zararınadır. Ben başınızda bekçi değilim.(En’am Suresi,104)

Şüphesiz gece ve gündüzün ard arda değişmesinde, Allah’ın göklerde ve yeryüzünde yarattığı şeylerde, Allah’a karşı gelmekten sakınan bir toplum için pek çok deliller vardır.(Yunus Suresi,6)

De ki: Göklerde ve yerde neler ve neler var, bir baksanıza! Fakat bunca işaretler ve uyarılar iman etmeyecek kimselere ne fayda verir ki?(Yunus Suresi,110)

Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.(Enbiya Suresi,32)

Yol bulmada yararlanacağınız daha birçok alametler, işaretler koydu. Yıldızlarla da bir kısım insanlar yol bulurlar.(Nahl Suresi,16)

Bu ve daha birçok ayetlerde Allah; kendisini bulmak,varlığına inanmak isteyenlere deliller getirerek onları,bu deliller üzerinde düşünmeye davet etmektedir…

Yukarıda dediğim gibi durup dururken düşünmedim bu konuyu.Penceresi geniş bir alana açılan bir yerde yaşıyorum.Sabah erken kalkmayı ve sabahın muhteşem havasını teneffüs etmeyi çok sevdiğim için o sabah yine erken kalktım.Penceremi açtım.Dışarıyı izliyordum.Temiz hava dolarken içime,içimi bir huzur kaplıyordu.Etrafı dikkatle seyrederken bulunduğum binanın üzerinden bir kuş sürüsü geçmeye başladı.Hayvanları çok sevdiğim içim iyice dikkat kesildim ve izlemeye başladım.Sayıları sanıyorum ikiyüz kadar vardı.Binanın üzerinden öterek uçup gittiler…Daha sonra farkettim ki bu merasim her sabah aşağı yukarı aynı saatte oluyordu.Kuşlar hep aynı saatte öterek geçiyordu binanın üzerinden.Sabahın sessizliğinde hiçkimse uyanmamışken ilahi bir emirle yola çıkan kuşlar hep aynı sistem içerisinde hareket etmek suretiyle biz insanlara mesaj vermekteydiler sanki.Kuş cıvıltıları belki de bir şükür ve hamd gösterisiydi ya da bir zikir seramonisi….O an şunu düşündüm:”Geçtiği güzergahları aynı olan bir otobüs gibi hareket eden bu kuşlar nereye ve nasıl gideceklerini nasıl bilebiliyorlar ya da hiç korkmuyorlar mı?”Sonra bir ses içimden bana şu cevabı verdi:”Yönlendirenin Allah olduktan sonra gittiğin yolda korkma!Çünkü o seni, senin bile anlayamadığın ya da düşünemediğin şekilde düşünüp koruyor ve senin yaşayacaklarını her sabah taksim ediyor.Tıpkı bu kuşlar gibi”….Bir hadiste şöyle deniyor:”Allah’a tam anlamıyla dayanmış ve size verilene kanaat etmiş olsaydınız,kuşlar gibi rızıklandırılırdınız.”

Kuş gibi rızıklandırılmak….Tasasız,korkusuz ve tam bir teslimiyet içinde…..

Ne dersiniz bazen bir kuş kadar da olamıyoruz değil mi?

Mikiyavelis

Not:Bu yazım 12/02/2007 Pazartesi günü forumumuzun anasitesi olan Gencislam.com da yayınlanmıştır

Resim:DeviantArt

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

15/3/2009 · Kategori: Misafir Kalem

Bir Bıyık Kala

yuruyen_uskudar___viii_by_bl4cknd4rk1

Gece niyeyse gözüme hiç uyku girmedi, sürekli döndüm durdum. Tavanda ki çatlaklar artık çok belirgin bir yüzdü. Bana gülümsüyordu tepeden. Düşünceler birbirini kovalıyordu zihnimde, saklambaç oynuyorlardı resmen. En iyi saklanan düşüncemi yakaladım ve çıkardım karanlıktan; “Babam”. Düşünmekten bile çekindiğim sadece hayalini bildiğim kahramanım. Benim doğmama 1 hafta kalmışken hayata veda eden babam. Sanki dünyaya ikimiz fazla gelecektik, o gitti ben geleyim diye. İşte bu gece tam benim 22 yaşıma bir hafta kalmış. Yasin okudum ve yattım ama saat dörde geliyor ben hala uyuyamıyorum…

Ani bir hareketle fırladım yattığım yerden, üstüme bir hırka alıp çıktım evden. Yürüdüm… Yeni Camii’ye doğru. Zihnimde babamın hayali, onu tanıyamamış olmanın verdiği burukluk, yürüdüm…
Sabah namazı için toplanan cemaate karıştım. Namazdan sonra orda kaç saat oturup dua ettim bilmiyorum…

Tekrar düştüm yola, Eminönü sahilini yürümeye başladım, martılar başlamıştı konuşmaya bıcır bıcır. Beni mi çekiştiriyorlar acaba, yoksa iyice paranoyak mı oldum?

Bugün kafama ne eserse yapacağım günlerden biri ve Üsküdar’a inesim var, Kız kulesine karşı bir nargile sevdasına. Bir yandan balık tutan insanları incelerken Üsküdar iskelesine doğru yürüyorum. Amcalar çocuklarına, torunlarına öğretiyorlar olta nasıl tutulur, hangi açıyla fırlatılır. Bende öğrenebilmek isterdim balık tutmayı, babamla sabahları deniz kenarına inip akşama kadar ensemde güneşle olta başında beklemeyi.

Belki böyle olsa babamı tanırdım ne de olsa o kadar saat muhabbet edeceğiz balık tutarken.

Bu babamı tanıma merakımdan olsa gerek balık tutmayı öğrenme tutkum. Asla tatmin edemeyeceğim merakım ve asla bırakamayacağım tutkumla yürümeye devam ediyorum iskeleye doğru.

Düşünceler o kadar hızlı akmaya başlıyor ki zihnimden, babamın bende olan tek bir resmi var o da annemle düğünde çekildikleri eski bir resim, hatta öyle eskimiş ki resim, kenarları sararmış, annemin gelinliği solmuş…

İşte bu resim babamı bana anlatan tek şey şu hayatta, ben doğalı olmuş artık 22 sene, babam öleli olmuş artık 22 sene.
Hep cüzdanımda taşıdığım babamın bende olan tek resmini çıkarıyorum yine bakıyorum bir süre, yürümeye devam ediyorum bir yandan, önünden geçtiğim bir arabanın camına takılıyor gözüm bir kendime bakıyorum bir babama.

Sanki ayna bana “Bir bıyık kalmış baban olmaya” diyor. Hakikaten zihnimde bir bıyık çiziyorum kendime, he birde elim değmişken kot pantolon ve t-shirtün yerine bir takım elbise çiziyorum… Ve sanki o resim ben, ben o resim oluyorum bir anda. Ben babam oluyorum!

Düşünceler…

“Oğlum Faruk ne tasalanıyorsun 22 senedir babamı tanımıyorum diye, meğer babanı tanımak için kendini tanıman yeterliymiş. Babanla balık tutamadın belki ama oğlunla tutarsın belki, oğlunun adı ne olsun, tabii ki de babanın adı olacak, ya eşin kabul etmezse, etmeyecek kadın senin eşin olamaz, büyük konuşma yine oğlum Faruk, tamam ama yani kabul eder herhalde niye etmesin, tamam o zaman oğlun İbrahim ile gelirsin sabahları Eminönü’ne ensenizde güneş akşama kadar olta başında bekler, muhabbet edersiniz…”

İşte bunun düşüncesi bile hoşuma gitmişti, hatta o kadar hoşuma gitmişti ki babamın bendeki tek fotoğrafını geri cüzdanıma koyup ıslık çalarak ilerledim iskeleye.

Annem anlatırdı babam çok sinirli bir adammış, hep arkasından eklerdi “Bütün İbrahimlerin yapısında var sanırım bu asabiyet”. Babam sinirlenirmiş ama sakinleşmesini de çok iyi bilirmiş. Azıcık ses tonu yükseliversin koşarmış banyoya bir abdest alır rahatlarmış öyle döner annemin yanına, hemen gönlünü alırmış. Benim daha kanım deli sanırım sakinleşemiyorum, durduramıyorum kendimi, gözüm kararıyor. Babama çekmemiş miyim yoksa? Belki de ilerde bende kontrol ederim, babam olmayı en çok bu özelliği için istiyorum.

Bugün güzel gidiyordu ya, vapur da bunu hissetmiş gibi beni hiç bekletmedi yanaştı hemen iskeleye.

Vapur yolcuları almaya başladı içeri, ben yaklaştım vapura, hep vapura binmeden önce içime dolan o tuhaf his yine oradaydı. Hemen atladım vapura. Düşüncelerimin içinde bile yer vermedim o anlamsız korkuya. Herkeste mevcut olduğuna inandığım saçma korkuya; hep kenardan denize düşme korkumuz olmasına rağmen atlayıveririz vapura ve atladıktan sonra dünyanın en zorlu görevini başarıyla tamamlamış gibi göğsümüzü şişire şişire yürürüz vapurda, her daimde dışarıda otururuz, “erkeğiz biz üşümeyiz” sinyalleri veririz etrafa, hele ki bugün benim gibi babanız olmanıza bir bıyık kaldığını fark etmişseniz.

Üsküdar’a indiğimde hava iyice ısınmaya başlamıştı, yürüdüm sahilde salına salına. Oturdum köşeme, söyledim elmalı nargilemi ve her zamanki gibi orada oturan dostuma selam verdim;
“Selamün Aleyküm Ahmet Dayı”
“Ve Aleyküm Selam Faruk’um”
“Nasılsın bugün?”
“İyiyim ben, asıl seni sormalı?”
“İyiyim dayı, ama bugün senden bir şey isteyeceğim”
“Hay hay!”
“Bugün bana babamı anlatsana”
“İyice benzemeye başladın zaten İbrahim’e, gel otur şöyle bahsedelim babandan”

Zehra M. Kandur

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

14/3/2009 · Kategori: Muzik ve Sanat

An Old Man / Yaşlı Bir Adam

 

photos_by_fotomatique


An old man

At the back of the noisy café
bent over a table sits an old man;
a newspaper in front of him, without company.

And in the scorn of his miserable old age
he ponders how little he enjoyed the years
when he had strength, and the power of the word, and good looks.

He knows he has aged much; he feels it, he sees it.
And yet the time he was young seems
like yesterday. How short a time, how short a time.

And he ponders how Prudence deceived him;
and how he always trusted her — what a folly! –
that liar who said: “Tomorrow. There is ample time.”

He remembers the impulses he curbed; and how much
joy he sacrificed. Every lost chance
now mocks his senseless wisdom.

…But from so much thinking and remembering
the old man gets dizzy. And falls asleep
bent over the café table.

Constantine P. Cavafy (1897)

Yaşlı Bir Adam

Gürültülü bir cafenin arkasında
Yaşlı bir adam oturur masada
İki büklüm;
Ve isimsiz bir gazete önünde…

Güçlüyken ve etkili kelimeler ve iyi bir görünüme sahipken
Ne kadar az şükrettiği üzerine kafa yormaktadır şimdi,
İhtiyarlığın çaresiz hakirliği içinde

Bilirki yaş almaktadır,hisseder,görür
Oysa daha dün gibi gençliği gözünün önündedir.
Ne kadar kısa bir zaman!Zaman ne kadar kısa!

Ve Prudence’i düşünür,kendisini nasıl aldattığını
Ve nasıl olurda :”Yarın için fazlasıyla zamanımız var” diyen
O yalancıya güvendiğini
–Tam bir çılgınlık-

Kontrol altına almaya çalıştığı dürtülerini düşünür
Ve kaç zevkten kendini mahrum bıraktığını
Şimdiyse her kaçırdığı fırsat, anlamsız mantığı ile dalgasını geçmekte

…Fakat bunca düşünce ve hatırlamanın ardından
bitkin bir halde, iki büklüm masada uyuya kalır..

Çeviren:Alen Mikiyavelis

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

13/3/2009 · Kategori: Hayatin Icinden

İslamiyet “Vasat’ı”,”Orta Yolu” Ta

life_saver_by_gilad

Hayatta bazen insan olarak aşırılıklara kaçıverebiliyoruz nefsimizin telkiniyle…O zaman kulağımıza küpe olsun diye bu konudaki ayet ve hadisleri derlenmiş olarak sunmak istedim…

Dünya ile ahiretini birlikte yürütebilen kişi, orta yolda gidenlerdendir. Dünya işlerinde de, orta yol üzere bulunmak, kişinin izzet ve şerefini arttırır.

İslamiyet, aşırılıklardan uzak vasat [orta] bir dindir. Bir âyet-i kerime meali:
(Sizi vasat bir ümmet kıldık.) [Bakara 143]

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(İfrat ve tefritten uzak durun.) [Buhari]

(Aşırı giden helak olur.) [Müslim]

(Hayr-ül-ümûr evsâtuhâ = İşlerin en iyisi vasat olanıdır.) [Deylemi, Beyheki]

(Her işte ifrat ve tefritten uzak dur, vasatını tercih et. Çünkü işlerin en hayırlısı orta olanıdır.) [Beyheki]

(Zenginlikte ve fakirlikte orta yolu güzel tutmayan, kullukta da orta yolu güzelce tutamaz.) [Bezzar]

(Doğru yolda olun, orta yolu tutun.) [Buhari]

(Her hususta orta yolu tutmak, peygamberliğin yirmi beşte bir parçasıdır.) [Tirmizi]

(Orta yolu tutun, istikâmetten ayrılmayın.) [Müslim]

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

11/3/2009 · Kategori: Hayatin Icinden

Mevlanadan ‘nefis’ üzerine derlemeler

nefs___long_way_inside_dervis_by_themeczup

Şeytan ve nefis, insanın Allah katında mertebe kazanması için hem engeldirler, hem de vesile. Bunu, Mevlâna’nın şu veciz ifadesinde şöyle görmekteyiz:

“Su, geminin içine girerse onu batırır. Altında bulunursa, onu yüzdürür.” (1) Yani insan nefis ve şeytana hâkim olsa derecesi artar, sahil-i selamete ulaşır. Fakat, o iki düşmana mahkum olursa, ilerleyemez, batar.

Bazıları, görmediğini bahane ederek şeytanı inkara kalkışır. Mevlâna, böylelerine der: “Şeytanı görmedinse kendini gör!” (2) Çünkü, şeytan bir cesedle görülseydi, herhalde o inkarcılar gibi görülecekti. Nitekim, Nas Sûresinin son ayeti, “Hannas” olan şeytanın hem cinlerden, hem de insanlardan olduğunu dikkat çeker. “Hannas, kirpi gibi kah başını çıkaran, kâh büzülen anlamındadır. Şeytanın kalbe saldırması buna benzemektedir.” (3)

“Şeytan, insanları aldatmak için Cenab-ı Haktan bir takım tuzaklar ister. Kendisine altın, gümüş, at, yiyecek-içecek, elbise, şarap ve çalgı gibi şeyler verilir. Bunlardan o derece hoşlanmaz. Fakat kadın da verilince, şeytan sevincinden ellerini çırpıp oynamaya başlar.” (4)

Üstteki ifadeler “İnsanlara, kadınlar, oğullar, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüş, salma atlar, sağmal hayvanlar ve ekinlere karşı şehevat süslü kılındı” (Al-i İmran suresi, 14) ayetinin bir cihetle tefsîridir. Yani, insan bunlara karşı son derece düşkün bir tabiatta yaratılmıştır. İnsanın en çetin imtihanları, bunlarla olmaktadır.

Şeytan, kendisine verilen imkanlarla insanları avlamaya çalışır. “O, kuşu aldatıp tutmak için ıslık çalan avcıya benzer. Kuş gibi öter. Kuş, hemcinsi zannederek, havadan iner, tuzağa tutulur.” (5)

“Dünyada yüzbinlerce tuzak ve dane vardır. Biz ise, aç ve harîs kuşlar gibiyiz” (6)

Bu durumda kurtuluşumuz, ancak Allah’a iltica ve Onun gösterdiği yoldan gitmekledir.
Nefis ise, şeytanın insandaki sözcüsü durumundadır. Nefis, şeytandan gelen telkinlere hassas bir alıcıdır.
Mevlanâ’nın sözleri doğrultusunda, nefse şu şekilde bakabiliriz:
Nefis, bütün kötülüklerin anasıdır. Mevlâna, bunu şöyle bir temsille anlatır:
“Biri annesini öldürür. ‘Niye anneni öldürdün?’ derler. ‘Zina yapıyordu’ cevabını verir. ‘Anneni öldüreceğine adamı öldürseydin’ dediklerinde şöyle der: ‘Her gün bir adam mı öldürmeliydim?’

“Ey insan! O kötü tabiatlı ana senin nefsindir ki, onun fesadı her tarafa yayılmıştır…” (7)
“Nefis bir sihirbazdır. Onun vesveselerinde gizli bir sihir vardır.” (8)
“Nefis, bir ejderhadır.” (9) “Firavunda olan sende de vardır. Lakin, senin ejderhan kuyuda mahpustur.” (9) Yani, her insanda Firavun olabilecek bir kabiliyet vardır. Nefis ejderhası serbest bırakılsa ve her istediği verilse, o insan bir Firavun olur. Bu cihetten baktığımızda Firavun, nefsin müşahhas bir örneğidir.

“Nefis, bir puttur. Öyle ki, diğer putlar da bu puttan doğmuşlardır.” (10) Put kırmak çok kolaydır. Lakin, nefsi kolay bir şey zannetmek büyük cehalettir. Nefsin suretini görmek istiyorsan yedi kapılı cehennem tarifini oku. (11) Yani, Cenab-ı Hak tarafından cehenneme “Artık doldun mu?” denildiğinde, cehennem “daha yok mu?” (Kaf suresi, 30) diyeceği gibi; doymama ve dolmama noktasında nefis, cehennem gibidir. Nefsin sadece hırsına bakmakla bile, bunu kolayca anlayabiliriz.

Nefis, bir hilekârdır. “Nefsin her nefeste bir mekri vardır ki, o mekirlerin her biri yüzünden yüzlerce Firavun ve yüzlerce askerleri gark olmuşlardır.” (12)

“Nefis, Mecnun’un devesi gibidir. Mecnun, devesini Leyla tarafına sürer. Fakat, gaflet ederse, deve onu kendi yavrusu tarafına geri döndürür.” (13) Akıl dahi nefsi Mevla’ya yöneltirken, eğer gafil davransa, nefis hemen süflî şeylere onu sevk eder.

Bu mahiyetteki nefis, eğer dizginine sahip olunsa, insanın en büyük yardımcılarından biri olur. Şüphesiz bu, o kadar kolay bir şey değildir. Fakat zor da olsa, böyle bir terbiye mutlaka yapılmalıdır.

Nefse hâkimiyetin temel esaslarından biri, onu aç bırakmaktır. Şöyle rivayet edilir ki, “Cenab-ı Hak, kendi nurundan aklı yarattı. Sonra ona ‘gel’ dedi. O da geldi. ‘Git’ dedi, o da gitti. ‘Sen kimsin, ben kimim?’ diye sordu. Akıl, ‘Sen, benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben ise senin aciz kulunum’ dedi. Cenab-ı Hak buyurdu: Ey akıl, senden daha azîz bir mahluk yaratmadım.

“Sonra, ateşten nefsi yarattı. Ona ‘gel’ dedi. Nefis icabet etmedi. Cenab-ı Hak, ‘Ben kimim, sen kimsin?’ dedi. Nefis, ‘Ben benim, sen sensin’ cevabını verdi. Cenab-ı Hak onu ateşe attı, azab verdi. Yine sordu. Nefis yine ‘Ben benim, sen de sen’ dedi. Cenab-ı Hak, bu defa nefsi, aç bıraktı. ‘Ben kimim, sen kimsin’ diye sorduğunda nefis ‘Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben de senin aciz kulunum’ cevabını verdi.” (14)

Tasavvuf dilinde nefsin açlıkla terbiyesine “Riyazet” denir. Nefsini lezzetli yemeklerle şımartan ve onu azılı bir at haline getirenlerin manen perişan halleri, bu nevî riyazetin önemini göstermeye yeterlidir.

Riyazet ve benzeri nefisle mücadele yollarını, Mevlâna şöyle değerlendirir:
“Bir evin temelini atacakları vakit, evvelki binayı yıkarlar.
“Yerin dibinden başlangıçta çamur çıkarırlar (yani kuyu kazarlar. Fakat sonunda oradan tatlı suya ulaşırlar.
“Çocuklar, işin sırrını bilmedikleri için, kan aldırmaktan korkarlar ve hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Çocuğun babası ise, hacamatçıya para verir ve kan çıkaran neştere iltifat eder.

“Bir hamal, ağır yük altında koşup gider. Hatta o ağır yükü başkalarının elinden kapar.” (15)
“Hükümdar kaleyi tahrip ederek kafirden alır. Sonra onu tamir ederek, yüzlerce burç ve sed ilave eder.” (16)

Bütün bu misaller, nefisle mücadelenin hikmetini ve neticesini göstermektedir. “Ham nohutun pişmesi için, kaynar suya atılması lazımdır.” (17) Zaten, Cenab-ı Hak, nefisle mücadele etmemiz için, bizi devamlı bir halden başka hale çevirmekte, bela ve musibetlerle denemektedir. “Allah’ın rahmeti gadabını ve kahrını geçmiştir. Ondan dolayı, bir kimseyi belalara uğratması rahmetindendir.” (18)

“Zahmetlerde rahmet vardır” meşhur bir sözdür. Nefisle yapılan mücadele zahmetinde de elbette büyük rahmetler olacaktır. Mesela, “Ekin eken kimsenin vakıa ambarı boşalır, ama tarlası iyileşir. Tohumu ambarda saklayıp stok edenin ise, buğdayını hadisat bitkileriyle fareler yer.” (19)

İnsan, nefsi ve cibillliyeti itibariyle peşin lezzetlere mübteladır. “Onlar, dünya hayatını ahirete tercîh ederler” (İbrahim suresi, 3) ayetinin ifade ettiği gibi, “varsa da yoksa da dünya” der. Bu, “kırılmaya mahkum cam şişelerini, baki elmaslara tercîh etmek” (20) gibi bir divaneliktir. Mevlâna, insanın bu gafletini şöyle belirtir:
“Çocuk gibi her an elindeki inciyi satıp, yerine ceviz almaktasın.” (21)
Şu temsil de, aynı mânâyı takviye eder: “Horozun biri çöplükte eşinirken bir inci bulmuş. ‘Keşke buna bedel bir arpa tanesi bulsaydım’ demiş.” (22)

İnsanoğlu, bir yandan sevap kazanırken, diğer yandan da günahlara dalar. Mevlâna şöyle der: “Fare, ambarımızı delmiş. Onun hîlesinden ambarımız harab olmuştur. Ey can! Evvela, farenin def’i çaresine bak, sonra buğday toplamaya çalış.” (23) Yani, günahlardan uzak kalmak, sevabı işlemekten önce gelir. Özellikle, günahların her tarafı istila ettiği günümüzde, bu daha da önem kazanmaktadır.

Kıyamet kopup hesap zamanı geldiğinde, kimin ne yaptığı ortaya çıkacaktır. O gün, günahtan kaçınanlar sevinecekler, günahlara dalanlar ise kıvranacaklar. Mevlâna bunu şöyle anlatır:

“Dünyadaki halimiz, denize inci niyetiyle dalan dalgıçlara benzer. Herbiri cevher ve inci ümidiyle eline ne geçerse torbasına doldurur. Dışarı çıktıklarında kimin inci, kimin boncuk veya taş topladığı ortaya çıkar. İşte, mahşer günü buna benzer.” (24)

Cenab-ı Hak, o günü şöyle anlatır: “O gün herkes, iyilik ve kötülükten yaptığı herşeyi karşısında hazır bulur.”(Âl-i İmran suresi, 30)

Hazırlayan; Şadi eren

Kaynaklar:

1. Mevlana, I, 76.
2. Mevlana, V, 1517.
3. Mevlana, XI, 1056.
4. Mevlana, XIV, 265-271.
5. Mevlana, I, 231.
6. Mevlana, I, 256.
7. Mevlâna, VI, 260 - 262
8. Mevlana, XI, 1059-1060.
9. Mevlana, IX, 268.
10. Mevlana, IX, 244.
11. Mevlana, II, 458.
12. Mevlana, II, 462-463.
13. Mevlana, II, 464.
14. Mevlana, XII, 401.
15. Mevlana, XI, 832-833.
16. Mevlana, VII, 585.
17. Mevlana, I, 228.
18. Mevlana, XI, 1081-1082.
19. Mevlana, A. y.
20. Mevlana, IV, 1093-1094.
21. Nursî, Kastamonu Lahikası, Envar Neş. İst. 1988, s 104.
22. Mevlana, VI, 274 (İzbudak).
23. Tahiru’l-Mevlevî, VII, 473.
24. Mevlana, I, 257-258.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »